GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Yiğit Miraç Tokat
YAZARLAR
28 Kasım 2020 Cumartesi

Bon Voyage, Messieurs

 

 

Günümüzdeki eğitim anlayışında bırakın yabancı dil öğrenmeyi, kendi dilini bile kurallı ve dil bilgisine uygun olarak kullanan kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Nitelik olarak günden güne geriye gidiyoruz sanki, belki de ben yanlış düşünüyorum neyse!

 

Hadi başlayalım bakalım 100 sene önceki dil anlayışımıza. Bu tabi kişinin eğitilmeye yakınlığı, eğitim almaya duyarlılığı, kişinin kendisini geliştirmesi ile de alakalı.

 

Sarı saçlarından dolayı mahallede herkes “altın çocuk” derdi. Erkek güzeliydi. Annesi medreseye babası ise yeni usul eğitim veren Şemsi Paşa İlkokulu’na gitmesini istedi. Babası kıvrak bir manevra ile isteğini aldı.

*

Babası öldükten sonra kız kardeşi ile birlikte dayısının yanına gittiler. Dayısının bakla çiftliğinde kardeşiyle birlikte kargaları kovmak için karga bekçiliği yaptı. Liseyi dayısının yanında Manastır Askeri Lisesi’nde okudu.

*

Dönemin Osmanlı lise askeri eğitim müfredatında Fransızca ve Almanca da öğretilirdi. Dersleri çok iyiydi, matematiği çok severdi, Fransızcaya özel ilgi duyardı. Hatta Enver Paşa’nın da Fransızcası iyiydi.

*

Her fırsatta yanındakilere “Bir kurmay muhakkak ki yabancı dil bilmelidir.” derdi. Lise yıllarında okula gayr-ı resmi şekilde getirttiği Fransızca mecmuaları, gazeteleri arkadaşlarına okurdu. Dilini geliştirmeye gayret ederdi. Bunun yanında Türk edebiyatına ve yazarlara ayrı değer verir, Namık Kemal’in Vaveylasını da pekâlâ okurdu, çok kıymet verirdi.

*

Üç aylık tatillerde Topkapı’daki ‘Collège des Frères’ isimli okulda Fransızca derslerine katılırdı; yabancı bir öğretmen hanımdan da özel olarak ders alırdı.

*

Askeri ateşe olarak gittiği Sofya’da Fransızcasını çok ilerletti. Bunun yanında Bulgarcası da gelişmekteydi. Daha önceleri İstanbul’da tanıştığı Madame Corinne isimli hanımla Fransızca mektuplaşırlardı. Bu, aynı zamanda kendisi için alıştırma niteliğindeydi.

*

Fransızcası o kadar ilerlemişti ki, I. Dünya Savaşı sırasında tuttuğu anı defterindeki notların tamamına yakını Fransızca idi.

Mustafa Kemal’in ana dili gibi Fransızcaya hâkim olması, olaylar ve durumlar karşısında verdiği yerinde cevaplarda kendini her zaman göstermiştir. Bunun en iyi örneklerinden birisine, aşağıda bahsettiğim bir anıda yer vermiş bulunmaktayım.

Bugünün anlam ve önemi (Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 100. yıl dönümü) münasebetiyle…

Sakarya Savaşı…

1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi’nin en kanlı ve çetin geçtiği zamanlarda, vatanperver ünlü kadın yazarımız ve neferimiz Halide Edip Adıvar’ın, Mustafa Kemal Paşa ile Polatlı ilçesinin Alagöz köyü yakınlarındaki karargâhında yaşadığı anısı, hatırası…

“…Mustafa Kemal Paşa, oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü kaburga kemikleri hâlâ ağrılar içindeydi. Mustafa Kemal Paşa’ya doğru, kalbimde mutlak bir hürmetle gittim. O mütevazı odada, bütün gençliğin bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararını temsil ediyordu. Ne saray ne şöhret ne herhangi bir kudret onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz. Gittim, elini öptüm.

— Sefa geldiniz, Hanımefendi, dedikten sonra, yanındaki zabiti Miralay Arif, diye takdim etti.

Mustafa Kemal Paşa, ben oturduktan sonra, Ankara hakkında havadis sordu. Aynı zamanda, tahta masanın üzerindeki bir haritaya eğilerek durumu dört yaşında bir çocuğun anlayabileceği kadar açık ve sade bir ifade ile anlattı.

— İşte Sakarya, kıvrılarak gidiyor.

Etrafına birtakım toplu iğneler üzerinde kırmızı ve mavi kâğıtlar konulmuş. Bir kelebeğe benzeyen iğneler. Eğer askerî durum hakkındaki duygularımı Mustafa Kemal Paşa’ya söylesem, mutlaka gülerdi. Yunan ordusu kocaman bir canavar gibi Ankara’ya yaklaşmış görünüyordu. Buna muvazi olarak Sakarya’nın doğusunda Türk ordusu da kıvrılarak bu canavarın Ankara’yı yutmasına mâni olmaya çalışıyordu. Siyah canavar o kadar kocamandı ki, insana yeis veriyordu. Eğer Ankara’ya gider de bizi geride bırakırsa, ne yaparız, diye sordum. Korkunç bir kaplan gibi güldü:

— BON VOYAGE, MESSİEURS, (İYİ YOLCULUKLAR, BEYLER) derim. Arkalarından vurarak onları Anadolu’nun boşluğunda mahvederim.” (Kaynak: Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, SS, 198-200)

 

Yazarın Diğer Yazıları