GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Şahin Mengü
YAZARLAR
27 Kasım 2020 Cuma

YENİ ANAYASA YAPMANIN SINIRLARI

 

 

Türkiye'de son günlerde gizli kapaklı yapılan anayasa çalışmalarını anlamak mümkün değil..

Neymiş? Anayasalar ulusal mutabakat metinleri imiş, dolayısıyla, bütün toplum kesimlerinin katkı yapacağı bir "uzlaşma komisyonu"nda tümüyle yeni bir metin ortaya çıkarılmalıymış.

Her uygar devletin anayasasında devleti kuran irade tarafından konulmuş ilkeler yer alır. O ilkeler, anayasalar zamanın ruhuna uyarak yorumlanır,ancak  hiçbir biçimde tartışma konusu bile yapılmaz.

Nitekim, Türkiye'yi kuran iradenin koyduğu ilkeler bugüne kadar -beğenelim beğenmeyelim- yazılmış 1924, 1961 ve 1982 Anayasa  metinlerinde muhafaza edilmişlerdir. 

 O ilkelerin arasında şunlar  vardır:

Güçler ayrılığı;

Güçlü meclis. Meclis içinden çıkan ve meclise karşı sorumlu hükümet;

Laiklik; 

Devrim yasaları;

 Atatürk'ün "Cumhuriyeti kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" vecizesine dayanan ulus devlet;

 Üniter siyasi yapı;

Etnik ayrıma dayanmayan kapsayıcı Türk milliyetçiliği anlayışı.

Şimdi ülkemizde "ulusal uzlaşmayla anayasa yazalım" görüşünü ortaya atanlar, Türkiye'yi kuran iradenin yerleştirdiği ilkeleri de tartışmaya açmak istiyor. Ne acıdır ki, bu görüşün destekçileri arasında, bizzat o kurucu ilkeleri koymuş olan CHP'nin mevcut yönetim kadroları da bulunuyor. Bunu, CHP'nin anayasa uzmanlarının (!) vaktiyle veya son zamanlarda hazırladıkları taslak metinlerden anlıyoruz.

Oysa, o kurucu ilkeler değiştirilemez, tartışma konusu yapılamaz. Bunlar üzerinde uzlaşma da aranamaz. Çünkü o ilkeler, birileri hoşlanmasa da, kalıcıdır.

Bu ilkeler, ilerlememizi hiçbir şekilde sınırlamaz. Ama başta siyaset kurumu olarak herkes, toplumun bu temelleri üstünde oturduğundan, bu temeller, bu unsurlar, bizim hareket sınırlarımızı belirler. 

Kendi açılarından katı etnik milliyetçiliği savunan MHP ve HDP'nin; siyasal İslamcı, dolayısıyla laiklikle ve bütün devrim yasalarıyla sorunları olan AKP'nin (bu tanıma elbette Davutoğlu ve Babacan'ın partileri de katılabilir); partinin bağımsızlık geçmişinden kopmuş, emperyalist güçlerin görüşlerine göre hareket ettiği izlenimini veren mevcut yönetim altındaki Cumhuriyet Halk Partisi'nin; çeşitli radikal görüşlerin sahibi başka siyasi partilerin; "sivil toplum" kisvesi altına saklanan cemaat ve tarikatların da bir araya gelmesiyle oluşacak "komisyondan" Türkiye'nin geleceğine yön verecek sağlıklı bir metin ortaya çıkamaz! Böyle bir ortamda devletin kurucu ilkelerinin korunması da mümkün olamaz. 

Kurucu ilkeleri tartışmaya açmak ise, başta Atatürk’e, ve devletin kurucularına ihanet anlamını taşır.

Yamalı bohça halini almış 1982 Anayasası elbette yenilenmelidir. Ancak, bunun için iki temel koşul aranmalıdır:

1) "Uzlaşma Komisyonu"nda anayasa yapılmaz, bunun için özel bir meclis seçilmelidir (Böyle bir yapıya "kurucu meclis" adını vermek bence yanlıştır. Başka bir isim bulunmalıdır. "Kuruculuk" bir defa olur ve zaten 100 yıl evvel olmuştur);

2) Bu meclisin görev tanımı içinde devletin bütün kurucu ilkelerinin aynen korunacağı işin doğası gereği yer almalıdır.

Maalesef, tartışmalı 16 Nisan 2017 halk oylaması ile, parlamenter yönetim sisteminden vazgeçilerek, kurucu ilkelerde bir gedik açılmıştır. Buna, başta muhalif siyasi partiler olmak üzere, bütün toplum seyirci kalmıştır. Özellikle, Cumhuriyet Halk Partisi'nin mevcut yönetiminin bu konudaki vebali büyüktür. Şimdi aynı Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, ikinci Cumhuriyetçi oldukları tescilli sözde ilim adamları eliyle   devletin diğer kurucu ilkelerini de tartışmaya açtırarak altından kalkamayacakları çok daha büyük bir vebal altına girmek ve partinin tarihine ihanet etmek üzeredirler. Bu yoldan en kısa zamanda dönülmelidir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları